Sultan Abdülhamid ”Son Türk Hakanı”

Sultan Abdülhamid, diğer sultanlar gibi hükümdarlığı altın tepside sunulanlardan değildi. Betimleyecek olursak; tam bir ateş çemberinin içerisinde, devletin içine yerleşmiş tıpkı kocaman ağaçları içten çürüten kurtlar gibi devleti saran hainlerin arasında tahta çıkmıştı. Türkleri kolay lokma zanneden Batı ise; Türk devletine 20. Yüzyılı göremeyecek kadar bir ömür biçiyordu. Ama evdeki hesap çarşıya uymaz. Biçtikleri ömrü, yaptıkları muahedeleri yırtacak Türk aklının keskinliğini, çok kısa zamanda göreceklerdi.

Yıl 1876… Sultan Abdülaziz Han, Osmanlı sultanları içerisinde geziler düzenleyerek memleketin toprağına dokunan ilk kişidir diyebiliriz. Diğer sultanlardan farklı olan Sultan Abdülaziz Han, hükümdarlığında birçok yeniliğe imza atmıştır. Bu imzaların en büyüğüne örnek verecek olursam; Osmanlı donanmasını dünya sıralaması içerisinde çok iyi bir dereceye katmasıdır. Sultan Abdülaziz Han, ömrü vefa etseydi eğer daha birçok yeniliğe imza atarak devleti ihya edecekti. Koskoca pehlivan Sultan, bizden görünüp bizden olmayanlar, devletin ekmeğini yiyip hıyanet içerisinde olanlar tarafından ve en üzücüsü de kendi evladım diye bağrına bastığı kişilerce bilekleri kesilerek şehid edildi.

Batıl zannediyordu ki galip geldik. Türk imparatorluğuna biçilen ömür artık bitti diyordu. Şunu unuttular: Kurt yavrusu kurt olur. Amcası Sultan Abdülaziz’in liderliğini adım adım izleyen ve düşmanlarını tek tek tespit eden bir yeğeni vardı. Sultan Abdülhamid her şeyin farkındaydı.

Sultan Abdülhamid, 1842 yılında başkent İstanbul’da doğdu. Sultan Abdülmecid Han’ın Tirimüjgan Kadınefendi’den olan oğludur. Şehzadelik yıllarında önce devletin durumunu, ardından Payitaht’ın (Payitaht: İslambol, İstanbul) durumunu gözlemleyen Sultan Abdülhamid, devletin eksiklerini ve zamanla aksayan yönlerini bir bir tespit ediyordu. Ayrıca Sultan Abdülhamid, amcası Sultan Abdülaziz ile beraber çıktığı yurt dışı gezilerinde Osmanlı İmparatorluğunun uç ve merkeze uzak eyaletlere dokunamadığının binaenaleyh vakti geldiğinde bu toprakların elden çıkabileceği düşüncesi ile karşı karşıyaydı.

Şehzade Abdülhamid Tahta Geçiyor

Zeki, aynı zamanda çalışkan bir yapıya sahip olan Sultan Abdülhamid, amcası tarafından himaye edilerek iyi bir şekilde yetiştirilmiştir. Tarihler 1876 yılını gösterdiğinde 32. Osmanlı Sultanı ve (Fatımileri de sayarsak eğer) 111. İslam Halifesi olan Sultan Abdülaziz Han suikast ile şehid edildi. Olayların ardından ekber ve erşad sistemine göre sultan, Abdülhamid Han’ın ağabeyi V. Murad oldu.  Lakin V. Murad, her ne kadar devleti yönetmeye çalışsa da onu başa geçirenler artık ondan da memnun değildi. Yaklaşık üç aylık bir hâkimiyetinin ardından yerine 31 Ağustos 1876 tarihinde 34. Osmanlı padişahı ve 113. İslam halifesi olarak Sultan Abdülhamid tahta geçti.

Sultan Abdülhamid’in hükümdarlığının yeni başladığı yıllarda amcasının kurduğu yeni devlet düzenini daha da ilerleterek Osmanlı imparatorluğunu refaha kavuşturmayı arzu ediyordu. Ama içeride bulunan ve devletin kanı ile beslenen bir grup ebleh, 93 harbi olarak bilinen 1877-78 Osmanlı- Rus harbini ateşleyerek devletin ağır bir yara almasını sağladılar. Ama en üzücü olan da bu ebleh, echel-ü cühela kişilerin, ne devletten ne de devletin asker ve teçhizatından haberleri vardı.

Harpten ağır bir yenilgi ile ayrılan Osmanlı İmparatorluğu’nu yeniden ihya eden Sultan Abdülhamid, siyasi başarılarından ötürü cihana nam salmıştı. Almanların Tonyukuk’u olarak bilinen Bismarck’ın Abdülhamid Han’a olan övgülerini her yerden okuyabilirsiniz. Tabi herkesi, her şeyi dönemine göre değerlendirmek gerekiyor. Bizim düşünürlerimizin bilim insanlarımızın hatası buradan ayyuka çıkıyor. 1876- 1909 arası döneme bakıldığında Osmanlı kurtlar sofrasında olsa da bir an olsun gerilememiş diyebiliriz. Peki bunu nasıl diyebiliyoruz ? Abdülhamid Han’ın mükemmel denge politikaları ve siyaseti sayesinde. Dünya, savaş için kıvranırken Osmanlı İmparatorluğu adeta denge ile gelişerek yeniden filizleniyordu. Açın bakın tarihin tozlu kitaplarını ya da tozlar altında bırakılmış kitaplarını. Abdülhamid devrinde gerçekleşen ilim ve bilim çalışmalarına, Osmanlı’nın uç yerlerinden tutun da taşralarına kadar açılan okullarına, askeri yatırımlardan tutun da devlet ilişkilerine kadar… Okuyun aziz okuyucularım. (Kalemim yeterse bir gün sizlere yapılan icraatleri aktarmak isterim.)

İhanet mi? Sadakat mi?

Büyük makamlarda oturan bilim insanlarımız, düşünürlerimiz hala diyebiliyor ki Abdülhamid devrinde çok büyük topraklar kaybedildi. Balkanlar, Trablusgarp elimizden çıktı gibi söylemlere başvuruyorlar. İnanın o kadar üzülüyorum ki. Biri de çıkıp demiyor ” Trablusgarp 1911, Balkanlar 1912-1913 yıllarında elimizden çıktı” diye. Abdülhamid Han ise 1909 yılında tahttan devletin kurtarıcıları(!) tarafından indirilmedi mi? Nerede kurtardıkları devlet? Birde şöyle demiyorlar mı? Osmanlı Anadolu’ya çivi bile çakmadı. İnanın gülesim geliyor. Cami, okul, kütüphane örneklerini vermeyeceğim. Çünkü bu örnekler saptırılıp yanlış yerlerde kullanılabiliyor. Sadece şu örneği vereceğim: İzmir ilimizin simgelerinden biri olan İzmir Saat Kulesi’ni Sultan II. Abdülhamid yaptırmıştır. Galiba bu yeterli bir cevap…

Entrikaların, yalanların dolu olduğu bir devirde Abdülhamid Han her şeye rağmen direncini göstermişti. Tarihler 1909 yılını gösterdiğinde Osmanlı İmparatorluğu ruhen yıkılmıştı. Artık geriye sadece toprakları taksim etmek kalıyordu.

Böyle bir dönemde tahta çıkan Sultan Abdülhamid’in çileli yolculuğunu anlatmak benim küçük kalemime şimdilik büyük geliyor. Dinlediğim ve okuduğum kadarı ile tek cümle açıklayacak olursam; o dönemi anlatan diller lal, gören gözler ise bir süre sonra ihanetten âmâ oldu diyebilirim. Ulu Hakan’ı saygı, sevgi ve rahmetle yad ediyorum.

Blog yazımı okuduğunuz için teşekkür ederim. Sultan Abdülhamid Han’ın tahta çıkışını ve dönemini kalemimin yettiğince anlatmaya çalıştım. Bu blog elbette burada bitmedi. Yorumlarınız benim için çok önemlidir. Sizlerin isteğine göre blog yazımın devamı gelecektir. Takipte kalınız.

    1. İsmail Dinçel 22 Mayıs 2022
    2. Furkan ZEYBEK 22 Mayıs 2022

    Yorumunu ekle