Musa Ağacı

Hıdırbey köyü ‘nün ve Musa ağacı ‘nın tarihi oldukça eskiye dayanmaktadır. 1918’e kadar Osmanlı’nın yönetimi altındadır. Daha sonra Osmanlı girdiği savaşları kaybettiği dönemlerde Hatay’ı haliyle Hatay’ın ilçelerini de kaybetmiştir. Osmanlı burayı kaybettikten sonra 1919’dan sonra Fransızların eline geçmiş ve çoğunluğu Ermeni olmakla birlikte birçok insan yaşamıştır, daha sonraları bir kısım halk oradan İskenderun’a, Arsuz bölgesine ve Musa Dağı eteklerine yerleşmişlerdir. Kurtuluş savaşından sonra yeni bir devlet kurulmuştur. Fakat Türkiye Cumhuriyeti kurulurken Hatay bağımsız bir devlet olarak kalmıştır, 1938 de halk oylamasıyla Anavatan’a katılmıştır. Bu gelişmeler sonucunda Arsuz ve Musa Dağı eteklerinde yaşayan halkın bir kısmı Ermenilerce boşaltılan şimdiki adıyla Hıdırbey köyüne yerleşmişlerdir. Köyde birçok farklı mezhep ve ırk bir arada yaşamaktadır. Kaynak kişilerimin anlattığına göre bu farklılıklar onlar arasında herhangi bir soruna yol açmamış aksine birbirlerinin düğünlerine, bayramlarına, cenazelerine katılmışlardır. Hoşgörüsüyle tanınan bu köy kendi küçük işletmeleriyle ekonomisini sağlamaktadır. Kendine özgü küçük çarşısı kadın, erkek tezgahlarını kurup kazançlarını sağlıyorlar. Köyü önemli haline getiren Musa Ağacıdır, onun sayesinde fazlasıyla insan her yerden görmeye gelmeye başlamıştır, bu da köyün turizm açısından gelişmesini sağlamıştır.

Hıdırbey Köyü/ Musa Ağacı

Köyün bu kadar ziyaretçi ağırlamasının en önemli sebebi ise Musa Ağacı ‘dır. Hıdırbey Köyü ‘nün hemen girişinde bulunmaktadır. Rivayete göre tarihi 3000 yıl öncesine dayanmaktadır. Musa ve Hıdır’ın denizde buluşmasıyla başlayan bir hikayedir. Musa ve Hıdır Samandağ sahilinde buluşup, anlaşırlar ve yola çıkarlar. Yola çıktıktan sonra bugünkü adıyla Hıdırbey köyünde dururlar. Şimdiki adı Ab-ı Hayat çeşmesi olan çeşmeden su içerler. Daha sonra yola koyulurlar fakat Musa su içerken asasını bugünkü konumuyla köyün girişinde ağacın olduğu yere dikler. Asasını unuttuğunu fark edince geri döner ve asasının yeşerdiğini görür. Bu ağacı besleyeninde Ab-ı Hayat çeşmesi olduğu söylenmektedir.

Ağacın gövdesi 7,5 metre olmakla beraber çevresi ise 21 metre, yüksekliği de 7 metredir. Ağacın dalları yaklaşık olarak 1000 metrekarelik alanı kaplamaktadır. Şu an devlet koruması altındadır. Devlet ağacın zarar gören yerlerini yama yapmıştır. Fakat köylüler ve ziyarete gelenler bu görüntüden pek hoşnut değiller.

Musa Ağacı/Hatay

Hıdırbey Köyü’nde Bulunan Musa Ağacı İle İlgili Rivayetler

 Köylülerin gözlemlerine göre ağacın dallarının düşme anı geceye denk gelmektedir. Gündüz hiçbir şekilde düşmezmiş ve kimseye zarar vermezmiş. Bir zamanlar bir işetmenin çatısına ağaç dalı düşmüş gövdesini düşürsek zarar vermeden geçmez deriz fakat altında oturan kimse en ufak bir yaralanma bile yaşamamış. Köylü bunun Musa’nın bir hikmeti olarak düşünüyor.

Ağaç içi oyuktur. Eskiden içine dilek dileyip atanlar, içerisinde farklı münasebetler ve peçete gibi pis şeyler atılmasından dolayı etrafı şu an çitlerle sarılmıştır. Burayı ziyarete gelenler duasını edip, Musa’dan himmet beklerlermiş. İçine dileklerin atılması yasaklandıktan sonra insanlar, dileklerini kâğıda yazıp ağacın gövdesine sıkıştırıyor.

Hikayeyi Köyün Yerlisinden Dinleyelim:

Rabia Çalışkan: Anladım. Peki bu ağacın hikayesi ne abi Musa Ağacı ‘nın hikayesi?

Ümit Aslan: Bu ağacın hikayesi yeğenim bu zamanında Hıdır Aleyhiselamla Musa Aleyhiselamın buraya geldiklerinde burada bunlar namaz kılıyorlar, abdest alıyorlar bunlar bir zaman sonra buradan gidiyorlar. Asasını dikmiş buraya anlatılan.
 
Rabia Çalışkan: Su…

Ümit Aslan: Burada eski şeyinde.

Rabia Çalışkan: Suyu nerde içiyor abi?

Ümit Aslan: Aynen bu ağacın altı eskiden böyle yerdi yani böyle bu kadardı yani yüksek olurdu köprüler oluştururdu.
 
Rabia Çalışkan: Su mu vardı?

Ümit Aslan: Tabi aynen bu suydu dereydi yani. Yani bunun altında 6 metre daha bir yeri var, kapanmış.

Rabia Çalışkan: Anladım.

Ümit Aslan: Kapandı yani böyle yüksekliği…

Rabia Çalışkan: Orda bir çeşme var.

Ümit Aslan: O çeşmenin esas daha altında yeri var daha.

Rabia Çalışkan: Oradan mı su içmiş?

Ümit Aslan: Tabi az ilerisinde burada rivayete göre bir zaman sonra Hıdır Aleyhiselamla Musa Aleyhiselam ayrılıyorlar biri Musa’ya (Musa dağı) çıkıyor biri burada kalıyor.

Rabia Çalışkan: Evet

Ümit Aslan: Bunlar bir zaman sonra bu Musa Aleyhiselam diyor ki ben ya diyor asamı unuttum diyor ya.

Rabia Çalışkan: Su içerken asasını unutuyor.

Ümit Aslan: Namaz kıldım abdest aldım ama namaz kıldığım yerde benim asam kaldı. Bu geri dönüş yapıyor hani Musa Dağı derler ya.

Rabia Çalışkan: Evet

Ümit Aslan: Bu belirli bir kısımdan sonra Hıdır Aleyhiselamla ikisi… Hıdır Aleyhiselam ayrılıyor kendisi geri dönüş yapıyor. Geri dönüş yaptıktan sonra diyor ki geliyor, bakıyor asası yeşermiş.

Köylerle ve yörelerle ilgili yaptığım bu derleme çalışmalarının devamı gelecektir. Takipte kalın 😊

  • Yorumunu ekle