Uhud Savaşı ”Müslümanların Mağlubiyeti”

Uhud savaşı, hicretin üçüncü yılında (625) gerçekleşen Müslümanların büyük kayıplar verdiği savaştır.

Hz. Muhammed (S.A.V) ve ashabı Mekke’den Yesrib’e (Medine) hicret etmeden önce müşrikler tarafından baskılara zulümlere maruz bırakılmış hatta müşrikler üç yıl sürecek olan boykot dönemini başlatmışlardır. Yıllar 622’yi gösterdiğinde ilk hicret toprakları olan Habeşistan’dan sonra Hz. Peygamberinde dahil olduğu büyük göç Yesrib şehrine olmuştur. (Yesrib adı daha sonra Medeni sözcüğünden türeyen Medine olarak değiştirilecektir.)

Uhud Savaşı Öncesi Bedir Gazvesi (624)

Hicretin ikinci yılında Medine’nin güneybatısında yer alan Bedir kuyuları civarında İslam orduları ile müşrikler savaşmışlar ve Allah’ın mutlak yardımıyla Müslümanlar sayıca az olmasına rağmen savaşı kazanmışlardır.

Bedir Gazvesinden (Gazve, Peygamberimizin katıldığı savaşlara verilen özel bir isimdir. ) mağlup ayrılan müşrikler, Bedir’in acısını çıkarmaya adeta yemin etmişlerdi. Mekke’nin en zengin tüccarlarından olan Ebu Süfyan’ın eşi Hind bint Utbe’nin babası Utbe b. Rebia Bedir’de savaş öncesi yapılan mübarezede öldürülmüştü. Hind bint Utbe, babasının intikamı için sonradan Müslüman olacak hatta Yermük savaşına dahil olacak eşi Ebu Süfyan’ı kışkırtmaktaydı.

Müşrikler kendi kendilerini savaşa kışkırtırken Medine’de bulunan Yahudiler de rahat durmayıp Mekkelileri resmen savaşa teşvik ediyorlardı. Artık karar verildi. Bedir’in intikamı alınacak ve Hz. Peygamber öldürülecekti.

Uhud Gazvesi (625)

Daha Bedir’in üzerinden bir yıl geçmesine rağmen İslam orduları ve müşrikler (Allah’a şirk/ortak koşanlar) Medine’nin 8 km kuzeyinde bulunan Uhud Dağı’nda miladi 23 Mart 625 yılında savaşa başladılar.

Ebu Süfyan komutanlığında müşrik ordusu; rivayete göre 700 zırhlı, 200 atlı asker ve yaklaşık 3000 deve vardı. Ayrıca kocasını savaşa kışkırtan Hind bint Utbe olmak üzere orduda Mekkeli kadınlarda mevcuttu. Mekkelilerin bu hazırlığı ne kadar kana susamış olduklarını göstermeye kafidir.

Müslümanlar ise rivayete göre 100’ü zırhlı 1000 kişilik kuvvetle Ayneyn tepesini soluna güneşi arkasına alıp sıralanmışlardı. Savaş öncesi Müslümanlar arasında ayrılık çıkmış ve bu ayrılık sonucu Abdullah b. Ubey 300 kişilik taraftarıyla Medine’ye geri dönünce İslam orduları daha savaş başlamadan parçalanmıştı.

Savaş bir tarafın tevhid nidalarıyla bir tarafınsa def, davul gibi sesleriyle başladığının işaretini veriyordu. Muharebe başladığında Müslümanlar açık ara farkla ilerliyor Ayneyn tepesindeki okçular da savunmada kalıyordu.

Ayneyn Tepesi Terk Ediliyor

Savaşın ilerleyen saatlerinde müşrikler resmen savaş alanından kaçıyor gibiydiler. Bunu gören İslam ordusu, ganimet toplamaya ve kazandık düşüncesiyle düzenlerini dağıtıyorlardı. Bu düzen dağıtanlara Ayneyn tepesindeki okçular da dahildi. Uhud savaşında Hz. Muhammed’in savaş öncesi verilen ”Ne olursa olsun okçuların Ayneyn tepesini terk etmesin.” emri unutulmuştu. Müslümanlar gaflet içerisinde ganimet peşinde düştüğü sırada Mekkeliler geri saldırıya geçmişti. Şaşkınlıklarını yenemeyen İslam orduları, arkalarından gelen Halid bin Velid’in atlı birliklerini görünce ikinci bir şaşkınlık geçirerek tüm güçleriyle savunmaya geçtiler. (Halid bin Velid, savaş öncesi müşrik ordusundan ayrılarak Müslümanlara gözükmeden arkalarında konuşlanmıştı.)

İki cihan serveri Hz. Muhammed’İ (S.A.V) Hz. Ebubekir (R.A), Hz. Ömer (R.A), Hz. Ali (R.A) ve etrafında bulunan ashabı tarafından çevrelenerek koruma altına alınmıştı. Kutlu Nebi o gün yaralanmıştı. Amcası Hz. Hamza (Allah’ın aslanı), Hind bint Utbe’nin tuttuğu Vahşi adlı müşrik askeri tarafından mızrakla şehid edilmişti. İslam orduları 70 şehit vermişti. Bu şehitlerin içerisinde İslam’ın ilk muallimi, Medine’nin İslam ile tanışmasını sağlayan Musab bin Umeyr’de vardı…

Sonuç olarak baktığımızda Uhud savaşından alınacak çok ibret vardır. Hz. Muhammed (S.A.V) ‘in Ayneyn tepesine yerleştirdiği okçular, sözlerinde durmamış ve emre itaatsizlik etmişlerdi. Onların dışında diğer birlikler Bedir’i kazandık Uhud zaten bizimdir bakın düşman çekiliyor algısına kapılmış ve büyük bir hezimete uğramışlardı. O gün İslam orduları çok bük kayıplar vermişti.

Blog yazımı okuduğunuz için teşekkür ederim. Bir sonraki yazımda görüşmek üzere hoşça kalın.