Saatleri Ayarlama Enstitüsü

Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Ahmet Hamdi Tanpınar tarafından yazılmıştır. Bu yazımda Ahmet Hamdi Tanpınar tarafından yazılan Saatleri Ayarlama Enstitüsündeki en önemli noktaların neler olduğuna, eserdeki kahramanın gelişim ve dönüşüm evrelerine, kahramanların ve hikayenin arkasına yerleştirilen ana düşünceye değineceğim.

Saatleri Ayarlama Enstitüsü romanında yaşananları Hayri İrdal’ın anıları olarak okuyoruz. Hayri İrdal hikayesini anlatmaya çocukluğundan başlıyor. Geçmişten başlayarak anlattığı için zamansal anlamda bir bozulma da mevcuttur. Hayri’nin hikayesini çocukluktan başlayarak anlatmasının sebebi ise geçmiş olmadan geleceğin inşasının olmayacağını düşünmesindendir. Çocukluğu Abdülhamit döneminde geçmektedir. Hayatının geri kalan kısmı ise meşrutiyet ve birinci dünya savaşı zamanlarına denk gelmektedir.

Çocukluğuna baktığımızda Seyit Lütfullah, Aristidi gibi kişilerle birlikte metafiziğin de işin içinde olduğunu görmekteyiz. Seyit Lütfullah İstanbul’da Bizans’tan kalma hazinelerin yerini yardımcısı Aselban ciniyle birlikte bulduğunu iddia etmektedir. Aristidi Efendi ise bu hazinenin bulunması için eczanesinde kendince simya formülleri yapmaktadır. Bu insanlar ve yaptıkları bize Hayri’nin çocukluğunun gayb aleminde geçtiğini göstermektedir. Bu insanların gayb alemiyle ilişkisinden ötürü gerçeklikle bağlantı kurulamamaktadır.

Ancak daha sonra bu bağlantının kurulabilmesinin belki bir biçimi olarak düşünebileceğimiz durum, Hayri’nin Nuri Efendinin muvakkithanesinde çalışmaya başlamasıdır. Nuri Efendi sayesinde saatlerle ilgilenmeye başlamıştır. Aslında onun saatlere olan ilgisi sünnetinde dayısı tarafından hediye edilen saatle başlamıştır. Saatlerle birlikte zaman kavramı da işin içine girmektedir. Çünkü Nuri Efendinin yanında sadece saat tamir etmeyi öğrenmiyor. Nuri Efendi ona zamanın kıymetini de anlatıyor. Dolayısıyla Hayri bir anlamda burada somut bir iş yapıp saat tamir ederken bir bağlamda da soyut düzlemde zamanla ilgili düşüncelerle yoğruluyor. Sonrasında Hayri’nin hikayesindeki bu dönem Seyit Lütfullah’ın ortadan kaybolmasıyla kapanıyor.

Ancak Seyit Lütfullah ortadan kaybolurken hazineye dair bütün bilgileri Hayri’ye bıraktığını söylüyor. Hazineye dair bilgiyi ve Aselban cinini Hayri’ye bıraktığını söylemesi Hayri’nin yaşayacaklarına dair ipucu niteliğinde. Dolayısıyla Hayri’nin hiçbir zaman bu gayb aleminin dışına çıkamayacağını anlıyoruz.

Hayri’nin Askerden Dönüşü

 Hikâyenin devamında Hayri askere gidiyor ve döndüğünde artık onun için bambaşka bir alem söz konusu. Yine aslında eski alemden Abdüsselam Bey burada karşısına çıkıyor. Baba dostu, zengin, konağı olan ve konağında akrabalarıyla, ailesiyle yaşayan bir adamdır. Baba dostu olduğu için kendince Hayri’ye iyilik yapıyor ve evlendiriyor. Burada şuna dikkat etmek gerekiyor; Hayri’nin Emine ile evlenmek gibi bir derdi yok aslında. Evlenip, Abdüsselam beyin konağına yerleşmek gibi bir niyeti de yok. Hatta askerden döndüğünde eski alemden uzak durmak gibi bir düşünce içerisinde. Evlenmesi, konağa yerleşmesi, doğan çocuğuna bile Abdüsselam beyin kendi annesinin ismini vermesi tüm bunlar bizi şu sonuca götürüyor: Hayri hayatı hakkında hiç söz sahibi olamamış bir karakterdir. Hayri’nin hikayesi başkaları tarafından yazılmıştır.

Elmas Hikayesi

 Hikâyenin devamında Hayri’nin bir elmas hikayesi uydurduğunu görüyoruz. Böylece zaman zaman yalan hikayeler uydurduğuna şahit oluyoruz. Romanın devamında yalan hikayeler hız kaybetmeden devam ediyor. Yalan hikayeler uydurmak, bunlara inanmak ve inandırmak Hayri’nin hayatında egemen unsur olarak karşımıza çıkıyor ve hayatını bu şekilde şekillendirdiğini görüyoruz. İlk yalan hikayesi olan elmas olayı yüzünden yargılanıyor. Yargılanma sonunda akıl hastası olduğu ve akıl hastanesine yatması gerektiğine karar veriliyor.

Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde Doktor Ramiz Karakteri

Akıl hastanesinde Doktor Ramiz’le tanışıyor. Ramiz Almanya’da psikiyatri eğitimi almış bir psikiyatristtir. Doktor Ramiz ve Hayri’nin doktor-hasta ilişkisi de romanın bütününü anlama konusunda önemli bir yer tutuyor. Ramiz aydın kişiliyle ters düşen bir karakterdir. Çünkü Hayri ile ilişkisinin sonunda ona nasıl rüyalar görmesi gerektiğini dikte eden birine dönüşüyor. Modern tıp biliminden uzak, hastasına ne tarz rüya görmesi gerektiği konusunda direktifler veren, bilim dışı hareket eden bir adam olarak karşımıza çıkıyor.

 Saatleri Ayarlama Enstitüsü romanının devamında Hayri’nin karısı Emine öldükten sonra Selma’ya âşık olduğunu ancak yine kendi kararını alamayıp Pakize ile evlendiğini görüyoruz. Bakıldığında Pakize, Hayri’ye her istediğini yaptıran bir kadın olarak karşımıza çıkıyor. Pakize filmlerdeki hayata hayran olan ve öyle bir hayat yaşamak isteyen bir karakterdir. Hatta izlediklerinden esinlenip Hayri’ye forma giymesini söylüyor ve evde böyle dolaşması gerektiğini anlatıyor. Hayri bu olanları daha sindiremezken Pakize kardeşlerini de çağırıyor. Zaten geçim sıkıntısı yaşayan Hayri’yi daha zor günler bekliyor. Ama Hayri bu olanların hiçbirine ses çıkartamıyor.

Saatleri Ayarlama Enstitüsünde Hayri İrdal’ın Halit Ayarcı ile Tanışması

 Ve romanın en can alıcı noktası Halit Ayarcı, Doktor Ramiz sayesinde Hayri İrdal’ın hayatına giriyor. Hayri İrdal’ın saatleri tamir etme yeteneğinden ötürü ona hayran kalan Halit Ayarcı bir enstitü kurma teklifinde bulunuyor. Hayri, Halit Ayarcı’yla birlikte şunu görüyor: Halit Ayarcı’nın yaptığı şeyde bir yalan uydurmak, buna inanmak ve inandırmak. Başlangıçta Hayri, bu teklife uzak ve mesafeli davranıyor. Halit Ayarcı, buna aldırış etmiyor. Hem yoktan yere enstitü kuruyor hem de Zamani diye bir şahsiyet uyduruyor. Uydurduğu adam hakkında kitap yazma işini de Hayri’ye veriyor. Hayri her ne kadar uzak durmak istese de bir noktadan sonra şunu fark ediyor: Bu enstitü Halit Ayarcı’dan çok kendi işine yarıyor. Bu kuruluş sayesinde hem para hem saygınlık kazanıyor. O zaman bu işe dört elle sarılması gerekende Hayri. Dolayısıyla enstitüye ve enstitü ile ilgili bütün oluşumlara daha çok sahip çıkma ihtiyacı duyuyor. Bu sahip çıkma işinin yöntemi ise tıpkı Halit Ayarcı gibi büyük laflar, büyük yalanlar söylemekten geçiyor.

Saatleri Ayarlama Enstitüsü ile Dönüşüm

Asıl dönüşümde bunu fark ettiği an başlıyor ve o noktadan sonra Halit Ayarcı gibi Saatleri Ayarlama Enstitüsü dünyanın en önemli kurumuymuş gibi bir tavra bürünüyor. Halit Ayarcı ondaki bu değişimi fark ediyor ve geçmişinden de kopmasını istiyor. Ancak Hayri’nin bunu çok beceremediğini görüyoruz. Çünkü Hayri’nin Abdülhamit’e dayan çocukluğu daha sonra meşrutiyet yılları, birinci dünya savaşı yılları ve cumhuriyet yılları dolayısıyla bakıldığında hayat hikayesini çok farklı devirlerde tamamlayan bir adam. Bu devirlerin genel özellikleri Hayri İrdal’ın kişiliğini oluşturan bir etmen olarak karşımıza çıkıyor. Bu bağlamda Saatleri Ayarlama Enstitüsü romanında Doğu- Batı meselesi, bizim Doğulu bir toplumken birdenbire Batılı bir toplum olmaya çalışmamız yansıtılıyor. Görünürde bir enstitünün kuruluş hikayesi anlatılıyor gibi dursa da romanın arka planında bu topluma dair bilgiler veren, toplumun zaman içindeki değişimine ve dönüşümüne dair pek çok şey söyleyen bir romandır.

Romanda kişiler tip olarak değil karakter olarak karşımıza çıkıyor.

Saatleri Ayarlama Enstitüsü Romanında Halit Ayarcı

Halit Ayarcı, bakıldığında hem insanların çeşitli zaaflarını doğru okuyan, bunları doğru kullanmayı becerebilen hem de zamanın ruhunu çözümleyebilen; bunu yapıp ettikleri için kullanan bir adam olarak karşımıza çıkıyor. Pragmatist bir adamdır. Hayri’nin yalanlar uydurma, yalanlara sığınma konusunda yaşadığı çekingenlik onda yoktur. O en baştan beri kendince bir hikâye, bir yalan uyduran ve bu yalana inandırma becerisi yüksek olan bir kişidir. Saatleri Ayarlama Enstitüsünü kurarken de aslında gerekli olmadığının farkındadır. Ama önemli olanın bu olmadığını düşünür, ona göre yeter ki insanlar inansın. Bu anlamda belki insanların somut şeylere iştahı, merakı Halit Ayarcı’nın doğru gözlemlediği şeylerdir. Dolayısıyla Halit, Hayri’ye göre farkındalığı yüksek, bilinçli hareket eden biridir. Saatleri Ayarlama Enstitüsünün çalışanları bir noktadan sonra bir şeylerin yanlış gittiğinin fakına varırlar ve artık bu enstitüde de bulunmak istemezler, bu durum Halit Ayarcı’yı üzen bir durumdur ancak onları tekrar nasıl kazanabileceğini, yanlarında yer almalarını sağlayabileceğini bulan, bunu doğru değerlendiren bir karakterdir. Saatleri Ayarlama Enstitüsü romanının merkez kişisi Hayri İrdal’dır, Halit Ayarcı onun hikayesine bir dönem girmiş ve girişiyle hikâyeyi kökten değiştirmiş isimdir.

Saatleri Ayarlama Enstitüsü Nasıl Bir Roman?

Saatleri Ayarlama Enstitüsü romanı bir ironi romanı olarak değerlendirilmelidir. Neden ironi ağırlıklı bir roman? Başlangıçta Saatleri Ayarlama Enstitüsü ciddiyetle kurulmamış olsa da bir enstitünün kuruluş sürecini okuruz. Saatleri Ayarlama Enstitüsünün kuruluşu, kısa sürede yaygınlaşması, gelişmesi ve yapılacak hiçbir iş olmamasına rağmen bu kadar çalışanının olması romandaki en belirgin ironi olarak karşımıza çıkar. Saatleri Ayarlama Enstitüsünün lağvedilmesiyle bu ironik durum belirginleşir. Yurt dışından bir heyet gelir, telefonu kaldırıp karşısındakine saatin kaç olduğunu sorar, saati öğrenir. Saatleri Ayarlama Enstitüsünün de yapacağı işte bundan ibarettir. Daha sonra Halit Ayarcı trafik kazasında ölür.

Sonuç

Ahmet Hamdi Tanpınar, birçok romanında olduğu gibi bu eserinde de topluma dair çok şey anlatmıştır. Hayri İrdal’ın ve Saatleri Ayarlama Enstitüsünün arka planına Doğu-Batı meselesini yerleştirmiştir. Toplum olarak doğulu-batılı kimlikler arasında bocalayışımız, değerlerimizle olan çatışmamız romana yansıtılmıştır. Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Huzur ve diğer eserlerinin arka planlarına Tanpınar, toplumsal sorunları yerleştirmiştir. Toplumun yapısını iyi gözlemleyen, toplumun geçirdiği sancıları duyumsayan Tanpınar, bu sürecin nasıl ilerlemesi gerektiği konusunu ironik bir üslupla ele almıştır. Romanda bireyler vasıtasıyla dört devre ışık tutmuştur. Halit Ayarcı’dan öncesi Tanzimat dönemidir. Halit Ayarcı dönemi ise Tanzimat sonrası devredir. Romanda Hayri İrdal’dan genele baktığımızda Tanzimat öncesi ve sonrasında Türk toplumunun yaşadığı sancıları görmekteyiz. Yeniliklerle tanışan toplum her ne kadar bu yeniliklerinin tamamını doğru bulmasa da mecburiyet gereği ayak uydurmak durumunda kalmıştır. Ancak bu ayak uydurma çabası toplum yapısı içinde bocalamaya yol açmıştır. Zamanın entelektüeli Tanpınar da yeniliklerin kabulünün bir anda olmaması gerektiği düşüncesindedir.  Geçmişi silmenin faydalı olmayacağının farkındadır.

  • Yorumunu ekle