Putin’in “Rusya’nın önerileri karşılanmadı” Söylevi Panslavizm Politikalarını Çağrıştırıyor

Rusya’nın yayılmacı politikaları yeni değil bundan yaklaşık olarak 150 yıl öncelerine dayanmaktadır. Hepimizin bildiği gibi PANSLAVİZM POLİTİKASI…

Peki Panslavizm Politikası Nedir?

İlk olarak, Fransız ihtilalinden sonra meydana gelen milliyetçilik akımlarından etkilenen bazı Slav bilim adamları, aydınlar ve şairler tarafından 19. yüzyılın başında ortaya konmuştur. Esasen Panslavizm Politikası, Rusya’nın Çarlık döneminde uyguladığı, Slav ırklarını kendi hakimiyeti altında bir araya getirme politikası denilmektedir.

Panslavizm Politikası konusunda 1869 tarihinde Nikolay Yakovlemç Danilevskiy yazarın kaleme aldığı Rusya ve Avrupa isimli kitapta tam olarak şu şekilde siyasi bir harita oluşturmaktaydı.

Merkezi İstanbul olacak olan Büyük “Slav İttifakı” veya “Rus-Slav Birliği” şu devletlerden meydana gelecekti.

– Galiçya, Bukovina ile Macaristan’ın Rutenlerle meskûn kısımları, Slav Birliği’nin başında bulunacak olan Rus Çarlığına verilecek.

– Çek-Morovya-Slovakya Devleti.

– Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı (yani 1918’de kurulan Yugoslavya)

– Bulgar Krallığı (Rumeli ve Makedonya dahil)

– Romanya (Eflâk ve Buğdan ile Slav ahalisi olmayan Bukovina kısmı) Tuna mansabı ve Dobruca Rusya’ya verilecektir.

– Yunanistan (Rodos, Girid ve Kıbrıs dahil)

– Macaristan Krallığı (Ruslara ve Çeklere verilmeyen kısım)

– İstanbul Eyaleti (Rumeli ve Anadolu, Çanakkale Boğazı, Gelibolu yarımadası ve Bozcaada dahil)

Kısacası, Danilevskiy’e göre, Rus-Slav Birliği, Adriyatik Denizi’nden Büyük Okyanus’a, Kuzey Buz Denizi’nden Ege Deniz’ine kadar uzanan alanı içine almaktaydı.

Prof. Dr. Fahir Armaoğlu

Panslavizm Politikası ile alakalı 1870 tarihinde General Rostivlas Andreyeviç Fadeyev tarafından Doğu Sorunu Hakkında Düşünceler isminde bir kitap basıldı. Bu kitap Avrupa’da bir çok dile çevrilerek Rusya’nın politikası artık herkes tarafından bilinir haline geldi.

Panslavizm Politikası Karşısında Osmanlı Devleti’nin Tutumu

Osmanlı Devleti ekonomik ve siyasi sorunlarından dolayı 19. yüzyılda denge politikası uygulaması yoluna gitmiştir. Bu politikalar, İç çalkantılara karşı Rusya’ya yakınlaşırken Rusya sorununa karşı İngiltere ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğuna yakınlaşma şeklinde seyretmiştir. Denge politikasının uygulanmasında Avrupa devletlerinin aralarındaki çekişme rol oynamıştır.

Mesela kendi statükosunu korumak isteyen Avusturya-Macaristan İmparatorluğu çoğu zaman Osmanlı Devleti’nin ayakta kalması yönünde siyaset izlemiştir.

Çünkü milliyetçilik akımının etkileriyle ortaya çıkarılan Pansilavizm Politikası dolaylı yoldan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nu da tehdit etmekteydi. Bu durumdan Avusturya’yı endişelendirmekteydi.

İngiltere ise Rusya’nın Osmanlı Devleti topraklarını tek başına işgal edeceği endişesiyle, yine Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü savunmuştur. Bunu 93 Harbine giden süreçteki siyasetinde anlamaktayız.

1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşına Yani 93 Harbine Giden Süreçler Nelerdi?

Rusya’nın Osmanlı Devletini tehdit eden Panslavizm Politikası olduğunu yukarıda belirtmiştik. Bu politikanın etkin bir şekilde uygulayabileceği, bir propaganda alanına dönüştüreceği yer şüphesiz konum itibariyle Bosna’ya bağlı Hersek’ti. Çünkü burası etnik çeşitliliğin fazla olduğu ve Avusturya, Rusya ve Osmanlı Devleti sınırlarının kesiştiği stratejik bir noktadaydı.

Hersekli asiler Osmanlı vergi sistemini bahane ederek ayaklandılar. 160 kişilik bir grup Neresin Kazası Hristiyanlarında bir grup Karabağ’a sığındı. Karabağ prensinin de bu durumu Rusya ile paylaşması Hersek Ayaklanmasının kısa sürede Avrupa sorunu haline gelmesine neden oldu.

Panslavizm Politikası güden Rusya’nın öncülüğünde Almanya, Fransa, Avusturya ve İtalya bir araya gelerek Osmanlı Devletine Avrupa’daki özellikle Hristiyan ahali için ıslahat yapması yönünde baskı kurdu.

Osman Devleti durumu anlamak için Server Paşa başkanlığında bir Soruşturma Komisyonu kurdu. Yapılan görüşme sonucunda isyancılar;

Bosna-Hersek’in bir Hıristiyan vali yönetiminde ve Osmanlı egemenliği altıda özerk olmasını ve özerklik gerçekleşinceye kadar da, ülkelerinin, büyük devletlerin garantisi altına konulmasını istediler.

İsyancıların taleplerinde bu kadar ileri gitmelerinin en büyük nedeni Avrupa devletlerinin konuya ilgi duymasıydı.

Siyasi olarak köşeye sıkışan Sultan Abdülaziz çareyi Rus sevdası olarak bilinen Mahmut Nedim Paşayı sadarete getirmekte buluyor. Mahmut Nedim Paşa’nın telkinleriyle 2 Ekim 1875 tarihinde Adalet Fermanı ilan ediliyor. Fakat Rusya tarafında bu kabul edilmedi.

Tekrardan Rusya, Almanya ve Avusturya devletleri bir araya gelerek Andrassy Notası isminde hazırlanan notayı 30 Aralık 1875 tarihinde Osmanlı Devletine sundular.

Bu notada özerklik değil fakat bir takım yerel yetkiler talep edilmekteydi.

Osmanlı Devleti Heyet-i Vükela yani Bakanlar Kurulunda yapılan görüşmenin ardında 11 Şubat 1876 tarihinde, vergilerin yerel olarak harcanmasına ait madde hariç kabul ettiğini bildirdi. Fakat bu da asileri memnun etmedi. Büyük devletlerin garantörlükleri olmadıkça isyana devam edeceklerini bildirdiler.

1876’nın yaz aylarında Filibe ve Selanikte isyanlar patlak verdi. Filibe’deki isyan 10 gün sürdü. 10 günün sonunda isyan bastırıldı.

Ardından Rusya, Almanya ve Avusturya üçlüsü bir araya gelerek şu maddeleri içeren Berlin Memorandumunu yayınladılar.

  • Asilerle Osmanlı kuvvetleri arasında iki aylık bir mütareke yapılması;
  • Yapılacak ıslahat konusunda Bâbıâli ile âsiler arasında doğrudan görüşmelere girişilmesi;
  • Ayaklanma dolayısile meydana elen zararların tazmini ve memleketlerine dönen âsilerin affedilmesi;
  • Islahatın tamamen uygulanmasına kadar Hıristiyanların silâh taşımalarına izin verilmesi; ve
  • Islahatın, devletlerin konsoloslarının gözetimi altında yapılması.

Osmanlı Devleti tarafında bu kabul edilmedi.

Sırbistan Karadağ – Osmanlı Savaşı

Bütün bu olaylardan cesaret alan Sırbistan 1 Temmuz 1876’da Karadağ ise 2 Temmuz 1876 günü Osmanlı Devletine savaş açtı. Fakar Osmanlı Devleti bu savaşta başarılar elde edince. Avrupalı Devletler İstanbulda Bir Konferans yapılmasını talep etti. Ancak Tahta yeni geçen Sultan II. Abdülhamid, siyasi dehasını ortaya koyarak İstanbul konferansını boşa çıkarmak adına aynı gün yani 23 Aralık 1876 günü Meşrutiyeti ilan ederek, Anayasalı rejime geçerek bütün bu siyasi hamleleri boşa çıkarmaya çalıştı.

Sonrasında bir takım olaylar ve bilindiği üzere 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi yaşanacaktır.

Putin’in “Rusya’nın önerileri karşılanmadı” Söylevi Panslavizm Politikalarını Çağrıştırıyor…

Panslavizm

Burada vurgulanması gereken bir husus bulunmaktadır. En başta da belirttiğim gibi Rusya’yı Panslavizm Politikası çerçevesinde 1877-1878 Osmanlı-Rus harbine sürükleyen süreçte, Rus Çarının 11 Kasım tarihinde Moskova’daki yaptığı konuşma dikkate şayandır.

Günümüzde Rus lider Putin’in söylemleri bir bakıma Çar II. Aleksandr’ın söylemleriyle benzerlik göstermektedir.

Rus Çarı II. Aleksandr’ın Açıklamaları

Rus Çarı II. Aleksandr 11 Kasımda Moskova’da yaptığı bir konuşma ile Lord Derby’ye cevap verdi. Çar’ın konuşması, İngiltere Dışişleri Bakanın ki kadar sert değildi ve hatta “ılımlı” sayılabilirdi. Çar, “kan ve inanç” kardeşi olan Sırpların ve Karadağlıların ızdıraplarından söz ederek, buna rağmen Rusya’nın kendi çıkarlarının daha önemli olduğunu ve Rus halkının kanını esirgemek için elinden geleni yapacağını, diğer devletlerle bir uzlaşma aradığını, fakat Rusya’nın “âdil” isteklerinin karşılanmaması halinde, tek başına hareket etmeye kararlı olduğunu söyledi. Çar’ın tek başına hareket etme sözü yeni değildi. 2 Kasım 1876 günü İngiliz elçisine de, “Avrupa kararlı bir şekilde harekete hazır değilse, biz tek başımıza hareket etmeye mecbur kalabiliriz” demişti. Hatta, Alman İmparatoruna yazdığı bir mektupta da, “Benimle işbirliği yapılmak istenmiyorsa, o zaman tek başıma hareket etme hakkına sahibim ” demişti.

Prof Dr. Fahir Armaoğlu

Rus Çarı bütün yukardaki açıklamalarını Panslavizm Politikası çerçevesinde Osmanlı Devleti toprakları üzerinde yaşayan Hristiyan halklara sözde hak ve özgürlükler talep etmek adına Osmanlı Devletine karşı yapmıştır.

Günümüze geldiğimizde çok fazla bir şey değişmemiş gibi.

Ukrayna’da 2014 yılından beri sular durulmuyor. Bunun şuan ki görünen nedeni islav olan Ukrayna’nın Avrupa Birliğine geçmek istemesi sonrasında yaşanan olaylar dizisi.

Tarih tekerürden mi ibaret bunu zaman gösterecek