Mâverâünnehir

Orta Asya’ya yönelik İslâm fetihlerinden sonra Arapça kaynaklarda Ceyhun nehrine diğer adıyla Amuderya izafeten “nehrin öte tarafında bulunan bölge” anlamında kullanılmıştır. Mavera görülen evrenin ötesi, öteki evren anlamıda vardır. İran, Çin, Yunan ve Arap kaynaklarında Turanî ve farisi kavimler arasında sınır olarak kabul edilen, bildirilen Ceyhun nehrine eski Türkler’in Ögüz adını verdikleri kaydedilmektedir, Mâverâünnehir kullanınmı 15. yüzyıldan itibaren Farsça kaynaklarda kullanılmaya başlanmıştır. Arapça metinlerde Mâverâü’l-Ceyhûn ya da Haytal, Batı kaynaklarında Transoxianan diye anılan bölgeye bazı Türk tarihçileri Çayardı adını vermişlerdir, Modern dönemde Mâverâünnehir, Ceyhun ile Seyhun nehirleri arasında kalan yaklaşık 600 bin km2 den fazlaca büyük coğrafî bölgeyi ifade etmek için kullanılmaktadır.

Bölgenin doğu ve kuzey sınırları İslâm hâkimiyetinin genişlemesine paralel olarak değişmiştir. Mâverâünnehir’in hangi şehir ve bölgeleri kapsadığı konusunda bilgi veren Arap coğrafyacılarından İstahrî güneyde Ceyhun nehriyle sınırlanan bölgenin Buhara, Semerkant, Soğd toprakları, Taşkent, Fergana, Keş, Huttal, Tirmiz, Guvâziyân, Hârizm, Fârâb, İsbîcâb, Talas, Îlak ve Hucend’i kapsadığını; İbn Havkal doğusunda Pamir, Reşt ve düz bir çizgi üzerinde Huttel’e sınır Hint topraklarının, batısında Tarâz’dan itibaren batıya doğru Bârâb (Fârâb), Sütkent, Semerkant’a tâbi Soğd, Buhara ve tâbi yerler, Hârizm ve Aral gölüne kadar yay halindeki bir çizgi üzerinde Oğuzlar ve Karluklar ülkesinin kuzeyinde Fergana’nın doğu ucundan Tarâz’a kadar uzanan düz bir çizgi üzerindeki Karluk topraklarının, güneyinde ise Bedahşan ve Hârizm denizine kadar düz bir çizgi üzerinde Ceyhun nehrinin yer aldığını ve Huttal’in de Mâverâünnehir’e dahil olduğunu kaydedildiği görülür. Mes‘ûdî, Mâverâünnehir’in de içinde bulunduğu geniş topraklara Kuşan adını vermiştir.

Mâverâünnehir, ilk fetih yıllarından itibaren idarî açıdan Horasan’ın bir parçası olarak kabul edilmiştir. Ancak 9. yüzyılda Sâmânîler döneminde bölgenin Horasan’dan ayrı ve özel bir statüye sahip olduğu görülmekle beraber Klasik dönemde Mâverâünnehir merkezde en geniş ve en verimli topraklara sahip Buhara ve Semerkant, batıda Hîve, güneyde Huttel, Ceyhun’un yukarısında Bedahşan, kuzeyde Fergana-Şâş’tan oluşan beş ana bölgeye ayrılmaktaydı.

Mâverâünnehir’deki Buhara ve Semerkand

Ceyhun nehri çok eski devirlerden beri İran ile Turan arasında sınır kabul edilmiş, bazen batıda bulunan yerleşik İranî kavimlerin, bazen doğuda bulunan Turanî göçebelerin nüfuz alanına girdiği görülür. Verimli topraklara sahip olan bölgede çok eski tarihlerden itibaren tarımsal hayatın izlerine rastlanmaktadır. Eskiçağ ve Ortaçağ’da ticaret yolları vasıtasıyla Çin, İran, Hindistan, Rus stepleri ve Baltık ülkelerine bağlanan Mâverâünnehir’in havası, suyu, topraklarının bereketi, mâmurluğu, halkının savaşçılığı, cömertliği, hayırseverliği İslâm coğrafyacılarının yanı sıra Doğulu ve Batılı seyyahlar tarafından da övülmektedir. Mâverâünnehir’deki Buhara ve Semerkant şehirleri kaynaklarda “İslâm’ın kubbesi” şeklinde güzel bahsedilerek tanımlanmıştır.

Tarih öncesi dönemlerden itibaren Orta Asya steplerindeki göçebelerle Horasan ve İran’daki yerleşik unsurlar arasında bir sınır durumunda olan Mâverâünnehir’in siyasî tarihi bölgeye dışarıdan yapılan müdahale ve istilâlara bağlı olarak gelişmiştir. Bölge milâttan önce  2 bin yılda Aryaîler’in göç ve iskânına sahne olmuş, milâttan önce VI. yüzyılda Pers Devleti’ne bağlanmış, Büyük İskender’in kısa süreli hâkimiyetinin ardından Baktriya Krallığı toprakları içerisinde yer almıştır. Milâttan önce II. yüzyıl başlarında doğudan gelen göçebelerin istilâsına uğrayan bölge Yüeçiler’in ve Kuşan Devleti’nin hâkimiyetine girmiştir. Milâttan sonra V. yüzyılın ortasından VI. yüzyılın ortalarına kadar Eftalitler’e, bu devletin yıkılmasının ardından Batı Göktürk Devleti’ne bağlanmıştır.

Mâverâünnehir ve İslamiyet

İslâm ordularının gelişinden önce Soğd ve Türk asıllı mahallî hâkimlerin idaresinde bulunan Mâverâünnehir’e ilk ciddi askerî harekât Muâviye b. Ebû Süfyân’ın kumandanlarından Ubeydullah b. Ziyâd tarafından yapıldı. Yaklaşık  24 bin askerle Ceyhun nehrini geçen Ubeydullah, Buhara hâkimi Buhara-Hudâ’yı mağlûp ederek bölgenin önemli merkezlerinden Beykend’i h.54/674  ele geçirdi. I. Yezîd’in valilerinden Selm b. Ziyâd (681-683) Ceyhun’u geçtiyse de Yezîd’in ölümüyle başlayan iç savaşlar yüzünden bir sonuç alınamadı. Mahallî hâkimlerin yardım talepleri Göktürkler’in bölgeye 701 yılında başarılı askerî müdahalelerini getirdi.

Mâverâünnehir’de kalıcı başarılar, ancak Haccâc b. Yûsuf es-Sekafî’nin umumi valiliği esnasında Kuteybe b. Müslim’in h.86’da 705 Horasan valisi tayin edilmesiyle sağlandı. Kuteybe uzun mücadelelerden sonra mahallî hâkimleri bertaraf ederek Beykend, Timuşkent, Kermîniye, Buhara, Keş ve Nesef’i ele geçirdi. Tohâristan hâkimi Nîzek Tarhan öldürüldü. Semerkant yüklü bir haraç vererek teslim oldu. Bu başarılar, İslâm ordularının İsfîcâb’a kadar ilerlemesini ve Üsrûşene dışında Mâverâünnehir’in önemli bir kısmının müslümanların kontrolüne girmesini sağladı.

Mâverâünnehir’de Farklı Irklar

İslâm fetihlerinden önceki dönemde Soğdlular, Türkler ve Araplar gibi çeşitli etnik kökenlere mensup halkların yaşadığı bölgede Budizm, Zerdüştîlik, Maniheizm, Hıristiyanlık, Yahudilik, Şamanizm, Mecusiler yaygındı. Henüz İslâm hâkimiyetine girmeden bazı Müslümanların bölgeye yerleşip İslâm’ı yaymak için çalıştıklarına dair rivayetler bulunmakla birlikte Mâverâünnehir’de İslâm’ın yayılışı Kuteybe b. Müslim zamanında gerçekleşmiştir. Kuteybe, takip ettiği başarılı siyasetle ordusuna aldığı askerlerin müslüman olmasını sağlarken şehirlere yerleştirdiği müslüman grupların yerli halkla iyi ilişkiler kurması ve Dahhâk b. Müzâhim gibi âlimlerin İslâm’ı halka iyi anlatmaları bölgenin İslâmlaşmasını kolaylaştırmıştır. Ömer b. Abdülazîz’in, seleflerinin aksine Müslümanlığı kabul edenlere kolaylık göstermesi, onları cizyeden muaf tutması, çeşitli halkları İslâm dinine kazandırmak için başlattığı tebliğ kampanyası Mâverâünnehir’in İslâmlaşma sürecini hızlandırmıştır.

Müslüman Hakimiyeti Sarsıldı

Kuteybe b. Müslim döneminde Mâverâünnehir şehirlerinde birer askerî garnizon kurulmuş, bu garnizonlara müslümanlar yerleştirilmiştir. Sosyoekonomik yapı devam ettirilmiş, para sistemi Buhara örneğinde olduğu gibi aynen korunmuş, Soğdca resmî dil olarak bir süre daha yerini muhafaza etmiştir. Nasr b. Seyyâr zamanında divan defterleri Orta Farsça’dan Arapça’ya çevrilmiştir. Kuteybe b. Müslim’in öldürülmesinden sonra başlayan mahallî ayaklanmalar ve Türgiş Hükümdarı Su-lu’nun  bölgeye müdahalesi Mâverâünnehir’deki müslüman hâkimiyetini sarstı. Bölge h.112’de (730) yeniden müslümanların kontrolüne girmekle birlikte şiddetli savaşlar h.120 738 yılında Su-lu’nun ölümüne ve Türgişler’in kendi iç sorunları sebebiyle bölgeden ayrılmasına kadar devam etti.

Mâverâünnehir: Sâmânîler Dönemi

Mâverâünnehir, Sâmânîler devrinde en parlak dönemlerinden birini yaşadı. Başta Buhara ve Semerkant olmak üzere bölgede önemli bir ekonomik, kültürel ve ilmî gelişme meydana geldi. Mâverâünnehir’de yetişen pek çok âlim ve sanatçı İslâm dünyasında bilim, kültür, felsefe ve sanatın gelişmesine ciddi katkılarda bulundu. Muhaddis Buhârî ve Dârimî, müfessir Dahhâk b. Müzâhim, kelâmcı Mâtürîdî, fakih Ebü’l-Leys es-Semerkandî bunlardan sadece birkaçıdır. Bölgede 8. yüzyılda başlayan ilmî faaliyetler Sâmânîler döneminde doruk noktasına ulaştı.

Mâverâünnehir: İktisadî Dönem

Mâverâünnehir bu devirde iktisadî açıdan da büyük gelişme gösterdi, halkın refah düzeyi yükseldi. Rusya, Polonya ve İskandinavya’da bulunan çok sayıda gümüş Sâmânî definesi, Mâverâünnehir’in bu dönemde adı geçen yerlerle canlı ticarî ilişkilere sahip bulunduğunu göstermektedir. Ayrıca bu devirde İslâmiyet bölgenin doğusunda ve kuzeyindeki steplere yayıldı. İbn Havkal ve İstahrî gibi 10. yüzyıl coğrafyacıları, yaşadıkları dönemde İslâm ülkeleri içinde Mâverâünnehir kadar gayri müslimlerle cihad yapan başka bir bölge bulunmadığını, sınırlarının dârülharbe yakın olduğunu ve bütün topraklarının cihad sahası sayıldığını belirtirler. Soğdlular’ın ve Türkler’in uzun süren direnmeleri sonucunda İslâmiyet’i benimsemeleriyle Müslümanlık bütün Orta Asya’ya yayılma imkânı buldu. Böylece Mâverâünnehir, Türkler’le müslümanları yüz yüze getiren ve Türk-İslâm tarihinin seyrini değiştiren önemli bir coğrafya parçası oldu.

Mâverâünnehir’de Karahanlı Hakimiyeti

Bölgenin Türkleşme süreci 9. yüzyılın son çeyreğindeki yoğun Oğuz göçleriyle başladı. Etnik yapının Türkler lehine değişimi, Karluk ve Halaçlar gibi diğer Türk boylarının bölgeye göçleriyle daha da güçlendi. Karahanlı hâkimiyeti Mâverâünnehir’in Türkleşme sürecindeki nihaî safhanın başlangıcı oldu. Horasan Valisi Ebû Ali es-Simcûrî, Sâmânî Hükümdarı Nûh b. Mansûr ile aralarında çıkan anlaşmazlığı çözemeyince Karahanlı Hükümdarı Hârun Buğra Han’dan yardım istedi. Buğra Han Sâmânîler’e son verdiği takdirde Horasan Ebû Ali’nin olacak, Mâverâünnehir ise Karahanlı hâkimiyetine bırakılacaktı. Buğra Han, Sâmânîler’e karşı verdiği başarılı mücadelelerden sonra Semerkant ve Sâmânî başşehri Buhara’yı bir süre için ele geçirdi 992. Halefi İlig Han Nasr b. Ali 999’da  Buhara’yı tekrar zaptederek Sâmânîler’e son verdi.

Karahanlılar’ın Başarılı İdaresi

İlig Han’ın Gazneliler’in idaresindeki Horasan’a hâkim olma isteği başarısızlığa uğramakla birlikte Karahanlı hâkimiyeti Mâverâünnehir’e sağlam bir şekilde yerleşti. Sâmânîler, sınırlarını Türk akınlarına ve özellikle Karahanlılar’a karşı korumaları için Buhara civarındaki Nûr kasabasını ve çevresini Selçuklular’a otlak olarak verdiler 985. Selçuk Bey’in 1007  yılı civarında vefatı üzerine Cend şehrinden ayrılarak Mâverâünnehir’e göç eden Selçuklu hânedanı mensupları burada Sâmânîler’i destekleyince Karahanlılar’ın saldırılarına mâruz kaldılar. Mâverâünnehir’e hâkimiyet için mücadele eden Karahanlılar ve Gazneliler Selçuklular’ın bölgeye inmesinden rahatsız oldular. Selçuklular daha sonra Mâverâünnehir’den ayrılıp Hârizm’e göç ettiler. Sultan Alparslan, muhtemelen Karahanlılar’ı ortadan kaldırmak için yaklaşık 200.000 kişilik bir orduyla Mâverâünnehir üzerine yürüdü, ancak bir suikast neticesinde öldürülünce sefer başarısızlığa uğradı 1072. H. 480 yılının ilk günlerinde (Nisan 1087) Mâverâünnehir’e bir sefer düzenleyen Sultan Melikşah geçtiği yerlerdeki bütün kale ve şehirleri ele geçirdi. Buhara’yı zaptedip Karahanlı Hükümdarı Ahmed Han’ı esir aldı ve İsfahan’a götürdü.

Mâverâünnehir’de Karışıklıklar

Sultan Berkyaruk, Karahanlılar’dan Kılıç Tamgaç Han’ın (Mes‘ûd b. Muhammed) ölümünün ardından üç Batı Karahanlı hükümdarını bizzat tayin edip Mâverâünnehir’i kontrol altında tuttu. Horasan meliki Sencer de Karahanlı Hükümdarı Kadır Han Cibrâîl b. Ömer’in kendi topraklarını istilâya kalkışması üzerine sefere çıkıp onu esir aldı ve öldürttü. Sencer bu zaferden sonra Mâverâünnehir’i yeniden teşkilâtlandırdı. Muhammed b. Süleyman’ı Arslan Han unvanıyla Batı Karahanlı hükümdarı tayin edip kendine tâbi kıldı 1102. 1141-42 yılında Katvân savaşında Sultan Sencer putperest Karahıtaylar’a mağlûp olunca Karahıtaylar Mâverâünnehir’i ele geçirdiler. Karahıtaylar’ın ardından bölge Alâeddin Muhammed Tekiş döneminde Hârizmşahlar’ın idaresine girdi 1210. Ancak kısa süre sonra Mâverâünnehir’e giren Moğollar bölgedeki şehirleri tahrip edip halkını katlettiler 1219-1220. Böylece Mâverâünnehir Moğollar’ın hâkimiyetine girmiş oldu. Ögedey Han’ın tayin ettiği Mahmud Yalvaç ve oğlu Mes‘ûd Beg’in idaresinde bölge yeniden toparlandı ve refah seviyesi yükseldi. Mahmûd Târâbî adlı bir kişinin Moğollar’a karşı başlattığı isyan büyük bir Moğol ordusu tarafından bastırıldı 1338-39.

Mâverâünnehir Çağataylar dönemi

Mâverâünnehir, Çağataylar döneminde Çağataylılar’ın Horasan’a düzenlediği yağma seferlerine karşılık veren İlhanlılar tarafından birkaç defa yağmalandı 1316. Timurlular zamanında Mâverâünnehir şehirleri ekonomik ve kültürel gelişiminin zirvesine ulaştı. Bu dönemde pek çok mimari âbide ile süslenen Semerkant şehri ön plana çıktı.

Şeybânîler Mâverâünnehir’de uzun ve istikrarlı bir hâkimiyet kurmayı başaramadılar. Timurlu hâkimiyeti sonrası bölgede kabile ruhu ve kabileler arasındaki mücadeleler kendini gösterdi. 17. ve 18. yüzyıllara gelindiğinde Mâverâünnehir artık eski ekonomik ve kültürel önemini kaybetmişti. Bu devirde Canoğulları ve Astarhan’ın hâkimiyetine giren bölge, zaman zaman kuzey ve doğu steplerindeki göçebe kabilelerin saldırılarına mâruz kaldı ve Mangıt hâkimiyetinin ardından Çarlık Rusyası’nın idaresine girdi 1868.

Vahalardaki verimli topraklarda gelişmiş bir sulama sistemiyle yapılan tarım, zengin altın ve gümüş madenleri, orman ürünleri, kürk, deri, bal mumu ve Çin malları nakline dayanan gelişmiş ticaret, Eski ve Ortaçağ’lar boyunca Mâverâünnehir’in iktisadî gelişmesinde önemli rol oynamıştır. Tarihî İpek yolunun önemini kaybetmesi ve doğu-batı ticaretinin güneydeki denizlere kayması, 17. yüzyıldan itibaren bölgenin ekonomik açıdan yavaş yavaş gerilemesine sebep olmuştur. Tarihteki Mâverâünnehir toprakları günümüzde Özbekistan ve Türkmenistan’la Kazakistan’ın bazı kesimlerini ihtiva eder.

  • Yorumunu ekle