Enver Paşa-Mehmetçiğin Enveri-3

Enver Paşa

Enver Paşa Trablusgarp Harbi’nde

Fakat Hasan Ağa’nın zehirli düşüncelerine su serpen, onu teselli eden bir şey vardı. Enver Bey Araplarla, askerimizle birlik olmuş İtalyanlara hücum yapıyormuş.

            Demek ki Hasan Ağa’nın “Enver’i” yine Trablus çöllerinde idi. Şu halde İtalyanlar bu kitle-i mevcudun karşısında ne yapacaklardı. Trablusgarp muharebelerine, hücumların muvaffakıyetine dair havadisleri kâmilen okuttu. Hem soyundu, hem de miktar oldu. Evet, muhterem ihtiyar soyunmuştu. Çünkü düşmanla harp sözü Hasan dayıyı soyundurur. Hele Enver Bey’in İtalyanlara karşı durması ona başkaca bir ümit ve teselli verdi. Mahzun idi, çünkü, nasıl İtalyanlar Trablusgarp’a, o güzel vatana girmişlerdi. Neden bu Erzurum’daki toplar, askerler muharebe yokmuş gibi sessiz oturuyorlardı. İslamiyet’e musallat olan bir düşmana karşı Hasan Ağa bütün alem-i İslam’ın bir volkan haline gelmesini feveran etmesini istiyordu. Onun fikri, ruhu böyle düşünüyordu. Yanındaki gazete okuyana sordu:

            -Askerimiz burada ne duruyor, niye Trablusgarp’a koşmuyor.

            İhtiyar şu cevabı aldı:

            -Trablusgarp’ta muharebe edecek kadar askerimiz var. Buradan oraya asker gitmek için aylar, yıllar ister! Şimendiferlerimiz, vapurlarımız, paramız yok! Karşımızda ise en eski düşmanımız Rus var.

            Hasan dayı başını eğdi. Gözleri yaşla doldu. Hiddetinden titriyordu. O herhalde Trablusgarp’taki din kardeşlerine yardım etmek istiyordu. Hükümet dairesine gitti. Orada onun sahavet tabanı tanıyan memurlar vardı. İhtiyarın çehresi dargın, kaşları çatık, gözleri sönük ve nemli idi. Memurlara soruyordu.

Trablusgarp İçin Yardım Toplanıyor

            -Trablusgarp’taki kardeşlerimize yardım için ne yapmak lazımdır?

            -Memurlar Hasan Dayıyı bir sandalye üzerine oturttu. Trablusgarp için toplanan iane defterini gösterdi. Bu zaman Hasan Ağa da kesesini boşalttı. Erzurum’daki amcasından Ali Haydar Efendi vasıtasıyla malumatlı bir köy hocası da buldu. Köye götürdü.

            İhtiyar Hasan Ağa her zaman şehirden köye gelirken çocuklara şeker götürürdü. Bu sefer eli boş gelmişti. Hiçbir fırt söz söylemeye cesaret edemedi. Çünkü bu muhterem ihtiyar bütün dünyaya küsmüş gibi bir vaziyette idi. Hasan Ağa’nın yanına yine pehlivan delikanlı Mehmet sokuldu.

            -Yeni padişahımızdan, Enver, Niyazi, Fethi kahramanlarımızdan ne haber var dedi.

            Bu dört ismin vaziyeti, saadeti Mehmet’e milletin, dinin, vatanın, hükümetin her halini tasvir etmeye kâfi idi. Bunlar onu oldukça her şeyin yerinde olacağına dair Mehmet’in bir itikadı vardı. İslam’ın kumandanı olmuşlar, dedi. Bu söz üzerine herkes yekdiğerine bakıştı. Gece Hasan dayının odası ihtiyarlar, delikanlılar ile dolmuştu. Hasan Ağa her şeyi anlattı. Trablusgarp için köyde iane toplandı. Köyün mescidinde beş vakit namazda “Nusret-i İslam” için dualar edildi. Bu muharebe zamanında birçok bayramlar, donanmalar geçti. Fakat henüz düşman Trablusgarp’ta olduğu için Hasan Ağa köyde hiçbir şenlik yaptırmıyordu. Herkes bayramda yeni elbiselere verilecek paraları Trablusgarp mücahitlerine göndermeyi daha iyi görüyor ve böyle biriktirdiklerini hükümete gidip teslim ediyorlardı. Bu harbe köylü delikanlılardan pek çokları gönüllü gitmek istiyorlardı. Fakat hükümet siz “Ruslara” karşı duruyorsunuz diyordu.

            Trablusgarp muharebesinin devamı müddetince köyde iane toplandı. Şehitlere her namazda dualar okundu. Her hafta köyün hocasına Hasan dayı gazete getirtiyor, köyün odasında okuyorlardı. 328 senesi Eylül ayı idi. Harmanlar yeni kalkmıştı. Bir gün köye iki jandarma geldi, asker olanların isimlerini verdi.

Birinci Balkan Harbi

Enver Paşa

            Sırbistan, Bulgaristan, Yunanistan, Karadağ! Hükümetlerinin bizimle ilan-ı harp ettiklerini söyledi. O gece valideler çamaşır, torba, çorap hazırlıyorlardı. Sabahleyin askerler Erzurum yolunu tutmazdan evvel mescitte hoca bir dua okudu. Köyden yirmi tane de gönüllü çıktı.

            Köyde hemen delikanlı kalmamıştı. Hasan dayı atına bindi. Erzurum’a kadar bu aslanları götürecek, kendisinin de bu harpten mahrum edilmemesini istirham edecekti. Kadınlar, çocuklar, ihtiyarlar, köy delikanlılarını, askerlerini ilahilerle Enver, Niyazi, Fethi türküleriyle köyün haricine çıkardılar. Bu zaman valideler lisanından şu sada yükseliyordu. Haydi, Allah selamet versin. Düşmanı mahv etmeyince buraya gelmeyiniz. Sizi bugün için doğurduk. Ümmet-i İslam’a yardım ediniz. Düşmanın evvelki seneden bize birer mektup gönderiniz. Sakın ola ki geriden bizim toprağımız içinden bize “sağ ve selametteyiz” gibi bir haber göndermeyiniz. Biz sizin düşman toprağında görünmenizi, oralardan selam yollamanızı isteriz. İçinizde kim şehit olursa bize bildiresiniz. Burada hepimiz onun çocuklarına köle oluruz. Haydi, ey evlatlar gözünüz arkada kalmasın. Ne mutlu size ki erkek olmuşsunuz. Düşmanla cenge gidiyorsunuz. Bu sözler üzerine nişanlılar; kızlar, kadınlar erkeklerin etrafını sardı. Ay parçası gibi güzel olan bir kız, Pehlivan Mehmet’in nişanlısı ortaya çıktı. Güzel elini kaldırdı. Semayı bulutları gösterdi, dedi ki:

            -Allah şahidimdir. Bugün erkek olmadığımdan, şu harbe gidemediğimden kalbim kan ağlıyor, fakat tanrım yüreğime bir serinlik veriyor. Çünkü Mehmet’im arkadaşlarıyla beraber harbe gidiyor. Fakat onların (düşman) korkak çocuk doğuran kadınlarına dokunmayınız. Eğer içinizden birisi şehit olursa onun türküsü her zaman gönlümüzde, kızların ağzında gezecektir. Güya muharebeden sonra içinizden dönüp de gelen olursa muharebedeki yararlıklarını, arkadaşlıklarına tasdik ettirilmelidir. O zaman kendisine köyde kız bulur. Şuna da emin olunuz ki nişanlılarımızdan bir tane kız olursa biz yine kimseye varmayız. Gözleriniz arkaya değil ileriye baksın. Siz ileri de bulundukça bizim burada dinimiz, namusumuz pak kalacaktır.

Delikanlılar Harbe Hazır

            Delikanlılar şen ve masrur, Enver, Niyazi, Fethi türkülerini, eski harpten Osman Paşa şarkılarını söylerken mağrurane Hasan dayı delikanlıların o güne çıkmış, gümüşlü palasını çekmiş, yürüyor, sükût anında Osmanlıların menakıp zaferinden bahs ediyordu.

            Erzurum’un içine girilirken Hasan Ağa delikanlıları asker gibi dörder yapmış, arkasına katmış, eski köy türkülerinden şu muharebe şarkısını söyletmeye başlamıştı:

            Anam, bacım yok aklımda

            Din ve devlet, millet için,

            Haydi, aslan Erzurumlu

            Hep onlara benzemek için,

            Durur İslam bu sözünde.

            Çıktık bizde bu yollara,

            Ecdadını unuttuk mu?

            Çıktık bizde bu yollara.

            İşte Erzurum sokaklarında Hasan dayının askerleri şu zaferi gayet yüksek bir sadayı galibiyetle söylüyor, bütün Erzurum halkının heyecandan mütevellit gözyaşlarıyla karşılanıyor ve ahaliden zaman zaman şu sesler yükseliyor, işitiliyordu.

Erzurumlular Hazır

Allah size şehitlik nasip etsin, düşman ülkesine sancağımızı diktirsin. Oradaki din düşmanımıza yardım ettirsin. Erzurum’un her sokağı böyle muharip bir halkla dolmuş, hükümet meydanı bir yavuz ordusunun tecemmu kadar muhip idi. Sabahleyin yola çıkılırken herkes elbiselerini giymiş, silahlarını takmıştı, askerin şehir ahalisinin kalbine sığmayan bir sonucu vardı. Kadınlar bu ulviyet-i hal karşısında ağlıyor, mektep çocukları harp şarkılarını söylüyor, Pehlivan Mehmet köy türkülerine benzemeyen, Enver, Niyazi, Fethi şarkılarını bu çocuklar lisanından daha ziyade bir masumiyetle, mahiyetle dinliyordu. Ahali arasında askerleri bir türlü terk edemeyen beyaz sakallı, dinç vücutlu, atının üzerinde eski bir Osmanlı gibi duran Hasan Ağa vardı. O gönüllü bu harbe gitmek isterken bugün ona kumandan şu cevabı vermişti. “Erzurum vilayetinin pek azına şu Bulgar… Balkan Harbi nasip oluyor.  Burada pek çok askerimiz kalıyor. Fakat karşımızda Rus eski düşmanımız var. Sizin gibi cesur ihtiyarlar Ruslardan alınacak intikamı gençlerden daha ateşli bir hararetle beklerler. Sen Rus’a karşı lazımsın.”

            İşte Hasan Ağa bu sözlerin meshuri olmuştu. Fakat Hasan Ağa şu ihtiyarlık zamanında kadar bir hastalık pençesine tutulmaktan evde rahat döşeğinde olmaktan korkuyordu. O istiyordu ki bir an evvel harbe gitsin, orada mutlak intikam alsın, şehit olsun. Mademki ona hükümeti burada daha ziyade lüzum gösteriyor. Erzurum’dan iki saat kadar kıtaat ayrıldı. Orada bir mola verildi. Fakat asker hiç yürümek bir kuş gibi çabuk uçmak, düşmanın karşısında dedeleri gibi yalın kılınç görünmek istiyordu. Bu mola mahallinden ihtiyar Hasan Ağa ayrılacaktı.

Sevgili okurlar yazının birinci ve ikinci bölümü için tıklayınız.

https://belgelerletarih.com/enver-pasa-mehmetcigin-enveri-2/

Kaynak: https://katalog.ibb.gov.tr/yordambt/yordam.php?aTumu=mehmedci%C4%9Fin%20enveri

  • Add Your Comment