Bir Japon Aydının Gözünden Türkiye ve Türkler

Bir Japon aydının gözünden Türkiye ve Türkler konulu yazımızın baş kahramanı Japon Aydını Nagase Hosuke’dir. Bahse konu aydın Türkiye ziyareti sonrasında ülkesine döndükten sonra 1915 senesinde Türkiye ve Türkler konulu bir kitap yayınlamıştır.

Yazar Nagese Hosuke’nin sunduğu bilgilerden Türk tarihi, coğrafyası, dönemin siyasal yapısına dair önemli bilgilerin yanı sıra, Türk toplumu ve kültürüne ilişkin çeşitli gözlem ve değerlendirmelerine ulaşmak mümkün.

Bir Japon Aydının Gözünden Türkiye ve Türkler Yazımızdaki Aydın Nagase HOSUKE kimdir?

Nagase Hosuke; Tokyo Yabancı Diller Okulu’nun Çince bölümünden mezun olduktan sonra 1885-1888
yılları arasında Johns Hopkins Üniversitesi’nde tarih ve iktisat, 1888-1894 yılları arasındaysa Berlin Üniversitesi’nde felsefe öğrenimi görmüştür. 1894 yılında Japonya’ya dönen Nagase; Japon Kara Harp Akademisi, Waseda Üniversitesi, Doğu Asya Üniversitesi (Şangay, Çin) gibi kurumlarda öğretim üyesi olarak görev almıştır.

Nagase, 1908 yılında Japon Genel Kurmay Başkanlığı Tarih Bilimleri biriminde görevlendirilmiş ve bu dönemde Orta Asya ve Osmanlı İmparatorluğu’nu ziyaret etmiştir. 1922 yılında Kokushikan Üniversitesi rektörlük görevine getirilen Nagase, özellikle dış politika alanındaki çalışmalarıyla tanınmıştır. Nagase’nin, özellikle çeşitli Avrupa ülkelerinin siyasi ve toplumsal yapılarını ele aldığı çok sayıda eseri bulunmaktadır. Nagase; hem Doğu dünyasını, hem de Batı dünyasını yakından tanıyan bir uzman olarak çalışmalarındaki objektif ve başarılı değerlendirmeleriyle dikkat çekmiştir.

nagase-hosuke-türkiye-ve-türkler
nagase-hosuke-türkiye-ve-türkler

“Türkiye ve Türkler (Toruko to Torukojin)” kitabı, Nagase Hosuke’nin önemli çalısmaları arasında yer alır. Toplam beş bölüm ve 126 sayfadan oluşan kitap, 1915 yılında Fusanbo yayınevi (Tokyo) tarafından yayımlanmıştır.

Nagase’nin kitabında yer verdiği izlenim ve değerlendirmelerinden bazıları şu şekildedir.

Türklerin Fiziksel Özellikleri

“Türkler, aslında Tatarlar ve Moğollarla aynı ırka mensupturlar. Yani bir Ural-Altay milletidirler. Ancak, bugünkü Osmanlı Türklerinin bu ırksal özelliklerini kaybettikleri ve melezleşmiş oldukları söylenebilir.
Türkler, görünüş olarak hiç de Tatar ve Moğollara benzemezler. Hatta üst sınıfa mensup kimseler, Kafkas tipinde olup, Batılıları andırmaktadır. Bu kimselerin tenleri beyaz ve burun kemikleri yüksektir. Yani, göze hoş gelen bir fiziksel görünümleri vardır. Bu durum; Türklerin Avrupalıların yasadığı toprakları fethetmeleri, yerel halklarla karışmaları ve Kafkas tipindeki bayanlarla evlenmelerinin bir sonucudur. Anadolu’nun iç kesimlerinde, kırsal bölgelerde yaşayan ve daha çok tarım ve hayvancılıkla uğrasan kimseler ise,
bugün dahi Türklerin geçmişten gelen fiziksel özelliklerini taşımaktadırlar. Yani; kafatasları basık, yüzleri uzunca, elmacık kemikleri çıkık, burun kalkık, gözler ince ve dışarıya doğru çıkık, orta boylu ve hafif kiloludurlar. Özellikle, “yörük” veya “göçebe” olarak bilinen kimselerin, görünüm bakımından Rusya’da yaşayan Tatarlardan hiçbir farkları yoktur.” (s.78-80)

Türklerin Milli Karakteri

“Türkler; karma evliliklerden dolayı önemli ölçüde melezleşmiş olsalar da, büyük bir kısmı geçmişten gelen milli karakterlerinden bir şey kaybetmemiştir. Türklerin birkaç karakteristik özelliğini sıralamamız gerekirse; Birincisi Türkler son derece dürüst kimselerdir. Şakadan bile olsa yalan söylemezler. Çok içten ve samimidirler. Asla birisini kandırmak ve dolandırmak gibi bir iş yapmazlar. Özellikle, parasal konularda katiyen doğruluktan ayrılmazlar. Türklerin bu kadar dürüst olmalarında, Müslüman olmalarının da önemli bir payı vardır. Dürüstlük konusunda size basit bir örnek vereyim: bir meyve satıcısından elma satın aldığınızda, satıcı tarttığı elmalara fazladan bir elma daha ilave edecektir. Böyle yapmasının sebebi, teraziden kaynaklanan bir tartı hatası yapmış olabileceğini düşündüğü içindir.” (s.80)

“Türkler gösterişten uzak, sade ve samimi insanlardır. Asla gereksiz övgülere ve dalkavukluklara kalkışmazlar. Ayrıca, Türkler gevezeliği hiç sevmezler. Bir şey yaparken ve çalışırken sessizlik içinde olmayı yeğlerler. Bu onların güzel bir meziyetidir.” (s.81)

“Türklerin “it ürür, kervan yürür” diye bir atasözleri vardır. Bu atasözü, Türklerin milli karakterini de yansıtmaktadır. Türkler çok hoşgörülüdürler, kolay kolay öfkelenmezler. Alt sınıfa mensup kimseler arasında bile bağırıp çağırarak kavga eden kimseleri göremezsiniz. Türkler oldukça ılımlı ve barışsever insanlardır.”
(s.81)

Bir Japon Aydının Gözünden Türkiye ve Türkler Yazımıza devam edelim

“Türklerin bir başka meziyeti, son derece merhametli ve yardımsever oluşlarıdır. Türkler; yaslılara, güçsüz kadınlara, çocuklara ve özellikle de yoksullara karsı çok anlayışlı ve yardımseverdirler. Bir dilenci, yardım talep ettiği takdirde; az olsun, çok olsun muhakkak bir miktar para elde eder. Eğer kendisinden yardım talep edilen kişinin yanında parası yoksa bile en azından dua ve şefkatli sözlerle yardım isteyen kişiyi uğurlar. Türkler; kesinlikle insanın kalbini kıran, karsısındakini rencide eden söz ve davranışlarda bulunmazlar.” (s.83)

“Bir yolcu, geceyi geçirebileceği bir yere ihtiyaç duyduğunda; Türkler bu kişinin sadece kalacak yerini değil her türlü gereksinimini karşılamaya gayret ederler. O kimseyi, ellerinden geldiğince, en iyi şekilde ağırlamaya çalışırlar. Bu onlar için bir şereftir ve Türkler böyle davranmayı kendilerine bir vazife addederler. Ayrıca, Türkler böyle şeyler için kesinlikle para vb. şey kabul etmezler.” (s.84)

“Türkler, hayvanlara karsı da son derece şefkatlidirler. Sebepsiz yere hayvanları asla öldürmezler. Bir avcının elinde canlı bir kus gördükleri vakit, muhakkak bu kuşu satın alırlar ve salıverirler. Bursa’da kuşlar için yapılmış bir şifahane vardır. Burada yaslı, güçsüz, hasta ve sıcak yerlere göç edemeyecek durumdaki kuşların bakım ve tedavisi yapılır. Yaralı kuşlar tedavi edilir. Hatta bacağı olmayan kuşlara takma bacak bile takılır. Türklerin köpek sevgisi de olağanüstüdür ve meşhurdur. Türk toprakları, köpekler için neredeyse bir cennet gibidir. Her yerde ve çok sayıda köpek görmek mümkündür.” (s.84)

“Türkler; çogunlukla dürüst, mütevazı, gözü tok, temiz kalpli, merhametli ve sabırlı kimselerdir.” (s.85)

Türk Toplumunda İnsan İliskileri

“Türk toplumunda insan ilişkileri tevazu ve huzur üzerine kuruludur. Türklerde, babadan oğula aktarılan bir aristokrat sınıfı veya ayrıcalıklı zümreler gibi toplumsal sınıflar yoktur. Sultanın ailesi haricinde; ne bir bakanın, ne de başka bir üst düzey görevlinin, (insan ilişkileri açısından) sıradan bir vatandaştan bir farkı yoktur. Yani, makamı dolayısıyla herhangi bir üstünlüğe veya ayrıcalığa sahip değildir. Bu yüzden, bir kişi kölelikten başbakanlığa kadar yükselebilir veya bakanlığa kadar yükselen bir kişi görevinden ayrıldıktan sonra yine sıradan bir vatandaş olarak hayatını sürdürür.” (s.88)

Bir Japon Aydının Gözünden Türkiye ve Türkler hakkında
Bir Japon Aydının Gözünden Türkiye ve Türkler

Türklerde İsim Geleneği

“Türklerde sadece isim vardır; soyadı kullanmazlar. Bizim belki soyadı diyebileceğimiz şey olarak Türkler “falan kişinin oğlu, filancanın oğlu” gibi tabirler kullanırlar. Toplumun alt sınıfına mensup kimseler ise, isim dahi kullanmazlar. Birbirlerine sadece lakaplarıyla hitap ederler.” (s.89)

Türk Toplumunda Evlilik Kurumu

“Türklerin Müslüman olmalarından dolayı, tıpkı Mormonlarda olduğu gibi erkeklerin çok eşli olduğu zannedilse de, bu aslında büyük bir yanılgıdır. İslamiyet’in peygamberi Muhammed dört kadına kadar evlenebilme izni vermiştir. Ancak, bu izin bazı şartlara bağlıdır. Bir erkek, her hanımına ayrı bir ev tahsis etmek zorundadır. Erkeğin tüm hanımlarını aynı evde birlikte oturtması mümkün değildir. Buradaki amaç, hanımlar arasında çıkabilecek huzursuzluk ve kavgaların önüne geçmektir. Bu yüzden, yeterli maddi gücü olmayan erkeklerin birden fazla hanımla evlenebilmesi imkânsızdır. Dolayısıyla Türk erkeklerinin büyük bir kısmı gerçekte sadece tek bir hanımla evlidir. Çok yoksul kimseler ise hiç evlenemez ve ömür boyu bekâr yasarlar. Ayrıca, Türkler evlenirken yüklü miktarda baslık parası da ödemek zorundadırlar. Bu gelenek, Çin ve Kore gibi ülkelerdeki geleneklerle benzerlik göstermektedir.” (s.89-90)

Türk Aile Yaşamı ve Kadınların Konumu

“Pek çok kişinin de bildiği üzere; Türk kadınları “harem” olarak adlandırılan ve sadece kadınlara ayrılmış olan evin özel bölümlerinde yasarlar. Kadınlar, kocaları haricinde asla başka bir erkekle görüşemezler. Dışarıya çıkacakları zaman “çarşaf” adı verilen bir giyim kuşanarak vücutlarını tamamen örterler. Yüzlerini ise siyah ve şeffaf bir örtüyle gizlerler. Kadınların yüzlerini göstermeleri kesinlikle yasaktır. Duyduğum kadarıyla, yüksek sınıfa mensup bazı hanımlar arasında bu geleneğe uymayanlar ortaya çıkmış. Ancak dini ve toplumsal nedenlerden dolayı, bu geleneğin kolaylıkla terk edilebileceğini zannetmiyorum.”(s.90-91)

“Erkek çocuklarının sekiz yasına kadar haremde anneleriyle birlikte yasamalarına izin verilmesine rağmen sünnet edildikten sonra hareme girmelerine izin verilmeyişi, bu ülkenin bir başka geleneğidir. Kız çocukları ise genellikle on altı yasında evlendirilirler ve sonraki tüm yaşamlarını haremde geçirirler. Kadınların kocalarıyla el ele tutuşup dışarı gezmeye çıkmaları bir yana, aynı sofrada yemek yemeleri dahi mümkün değildir. Bu açıdan bakınca; yeryüzünde Türk kadınları kadar acınacak durumda olan başka birisi olmadığını düşünebilirsiniz.

Ancak, isin iç yüzüne vakıf olduğunuzda, durumun hiç de öyle olmadığını hayretler içerisinde göreceksiniz. İslam dininde erkekler, kadınlarına gerekli sevgi ve ilgiyi göstermek zorundadırlar. Bu, kadınların sahip olduğu bir haktır. Bu yüzden, evli erkekler gün batımından gün doğumuna kadar haremde bulunmak ve esleriyle zaman geçirmek zorundadırlar. Evli erkeklerin gece dışarıda gezmelerine ve eğlenmelerine müsaade yoktur. Kadınların, kocaları üzerinde oldukça etkili oldukları; deyim yerindeyse kocalarını parmaklarında oynattıkları da sıklıkla görülür. Varlıklı evlerde birkaç kadın hizmetçi çalıştırılır ve evin tüm islerini bu hizmetçiler görür. Evin hanımıysa, tüm gün boyunca makyaj yapar veya keyfine göre başka şeylerle oyalanır.” (s.91-92)

Türk Evleri

“Türklerin yasadığı evlerin tamamına yakını ahşap veya kerpiçtir. Evlerin dış görüntüsü biraz Avrupai olmakla birlikte, evlerin içerisi Japon evlerini andırır. Japon evlerinde olduğu gibi, Türk evlerinde
de sandalye ve yatak gibi şeyler kullanılmaz. İnsanlar yere oturur. Yere bir hasır veya örtü serilir. Kısın, bu hasır veya örtünün üzerine ise meşhur Türk halıları serilir. Bazı evlerdeyse, odanın bir kösesinde, kumaşla kaplanmış “kanepe” adı verilen bir divan bulunur ve onun üzerine oturulur. Türkiye’ye gitmeden önce, Türklerin bağdaş kurarak oturduklarını zannederdim. Ancak gerçekte, aynı Japonlar gibi dizlerinin üzerinde oturduklarını gözlemledim ve buna çok sasırdım. Bu şekilde oturma alışkanlığı, belki de dünyada sadece Türk ve Japonlara mahsus bir şeydir. Bu açıdan bakınca; böyle bir benzerlik, biz Japonlar ile Türkler arasında bir akrabalık münasebetinin olabileceğini düşündürmüyor da değil.” (s.92-94)

“Türk evlerinin önemli bir özelliği; evlerin erkeklere ayrılan “selamlık” ve kadınlara ayrılan “harem” olmak üzere iki bölümden oluşmasıdır. Bu iki bölüm birbirinden kalın bir kerpiç duvarla ayrılmıştır. “Selamlık” ve “harem” bölümlerinin arasındaysa evin yegâne girişi bulunur. Genellikle kapı sıkı bir biçimde kapatılır. Dışarıdan evin içerisini görmek mümkün değildir.” (s.94)

Türklerin Yemek Yeme Şekli

“Türklere dair ilginç pek çok ayrıntı bulunmakla birlikte, bunların hepsine burada değinmem mümkün değildir. Türkler yemek yerken, yemek çubuğu, çatal gibi şeyler kullanmazlar; sağ el parmaklarını kullanarak yemek yerler. Benzer alışkanlık Hintlilerde de olduğu için belki size pek şaşırtıcı gelmeyebilir. Türklerin yemek yerken sadece sağ ellerini kullanmalarının sebebi, taharet sırasında sol ellerini kullanmaları ve bu yüzden sol ellerini necis kabul etmelerindendir. Dolayısıyla, Türkler kesinlikle sol ellerini kullanarak bir şey yemezler.” (s.95)

Türk Hamamı

“İster erkek, ister kadın olsun; Türkler haftada en az bir kez yıkanırlar. Bu alışkanlık, Türklerin Müslüman olmalarından ileri gelmektedir. Bu yüzden, şehrin hemen her kösesinde bulunan camiler gibi; şehrin her yerinde hamam bulmanız mümkündür. Hamamlar herkesin yararlanabilmesi için ücretsizdir. Bu hamamlar, “Türk hamamı” diye bilinen buhar banyolarıdır. Biz de defalarca Türk hamamına gittik. Türk hamamı, gerçekten de insanı çok rahatlatıyor. Keşke Japonya’da da Türk hamamları olsa! Ne kadar da güzel olurdu!” (s.95)

Türk Erkeklerinin Eğlencesi

“Türkler, sigara ve kahveyi çok severler. Kahvehaneler, pek gösterişli olmayan, derme-çatma dükkânlardır ancak her yerde kahvehane bulmak mümkündür. Türkler, bu kahvehanelere giderek bir-iki saat boyunca burada otururlar ve yoldan geçenleri seyrederler. Bu esnada da, sigara ve kahve içerler. Avrupa’daki
kahve evlerinin, aslında Türk kahvehanelerinin taklit edilerek yapıldığı söylenir.” (s.95)

Türkler ve Alkol

“Türklerin ağızlarına bir damla olsun içki koymamaları, onların ilginç özelliklerinden birisidir. Bu durum da, tahmin edebileceğiniz gibi, Türklerin Müslüman olmasından kaynaklanmaktadır. Ne kadar uğraşırsanız uğraşın, asla bir sarhoş göremezsiniz. Bu noktada, Türkler değil; alkol serbestliğini savunan Hristiyan ülkelerin durumu bence daha mantıksız görünüyor. Ancak, son yıllarda yüksek sınıfa mensup bazı kimselerin yurtdışından gelen şarap ve bira gibi içkileri tüketmeye başladıklarını duydum. Ancak kişisel kanaatim odur ki, bu hiç de takdir edilecek bir durum değildir. Doğulu milletler, kendi kültürlerinden gelen güzellikleri ve meziyetleri terk ederek, Batının kötü alışkanlıklarını taklit etmeye çalışmasından dolayı Batılılar tarafından alaya alınırlar. Doğulu milletler, eğer Batıyı taklit etmek istiyorlarsa, onların üstün oldukları yönlerden çeşitli dersler çıkarmaya gayret etmelidirler. Hele hele Türklerin öz eleştiri yapması
gereken pek çok nokta bulunmaktadır.” (s.96)

Kaynakça:
BİR JAPON AYDININ GÖZÜNDEN TÜRKLER -NAGASE HOSUKE’NİN TÜRKİYE İZLENİMLERİ-
Yrd. Doç. Dr. Okan Haluk AKBAY

  • Yorumunu ekle