Arap İsyanı (Ümmet ve Millet)

Arap İsyanı, Ümmet mi millet mi, ümmetin birliği, ümmetin lideri! Yakın ve görece uzak tarihimizin gündeminden hiç çıkmayan ancak her seferinde tarihsel gerçekliklerin hep dışında dillendirilen o büyük söylemler.

İslam alemindeki her dönem farklı fraksiyonlarla isim ve sahiplik değiştiren fakat hiç bitmeyen ümmetin birliği ve bu birliğin liderliği savları ve söylemlerine gelin biraz da tarihten bakalım isterim. Böylelikle birliğin sahibi ile birlik olmak isteyen ve istemeyenler arasındaki farklılıkları değerlendirmek adına belki bir fikir teatisi oluşturabiliriz.

Çok uzaklara gitmeden yakın tarihimizden örnekler ile ilerleyeceğim bu yazımda, islam aleminin o bitmeyen ümmetin lideri kavgalarına; kavganın asıl sahibi ve kar paydaşı olan İngilizlerin arşivinden alıntılar ile bahsetmenin daha doğru olacağını düşündüm.

Arap İsyanı

İslamiyetin doğumu olan arap yarımadası ile İslam’ın bayrağını 600 yıl imparatorluğu ile taşıyan Osmanlı’nın arasındaki ilişki bu yazımın ana teması. Ve odağı ise Osmanlı’daki arap isyanı.

Neden arap isyanı. Çünkü ümmetin liderliğini ve birliğini yüzyıllar boyunca, 3 kıtada ve 5.200.000  km2 de sağlamış bir imparatorluğun, dolayısıyla ümmetin birliğinin yıkımına en büyük darbeyi bu isyan sağlamıştır.

I.Dünya Savaşı sırasında ve her cephede tüm emperyal güçlere karşı topraklarını korumak için savaşan Osmanlı’ya karşı olan bu arap isyanı 1916 Haziran’ında Şerif Hüseyin Bin Ali tarafından başlatılmıştır.

1865 yılında kurulmaya başlayan milliyetçi arap örgütlerinin sonucu; Şerif Hüseyin’in oğlu Emir Abdullah’ın Kahire’deki İngilizlerle Şubat 1914 ilk haftasında Mısır’da gerçekleşen ve sürekli ilerleme kaydeden görüşmelerden sonra isyana dönüştü.

Düşünün ki Şerif Hüseyin, ingilizlere bu isyan ile elde etmek istediği alanı Mersin ve Adana’dan Musul’a çekilecek hattın güneyindeki tüm topraklar olarak belirtmiştir.

Sonucunu bugün cetvelle çizilmiş olan ve savaşın hiç bitmediği emperyal egemen altındaki ülkeler olarak gördüğümüz bu isyan sırasında yaşananların bazıları İngiliz arşivlerinde ise şu şekildedir.

İlk olarak, İngiliz yazan Robert Lacey’in söylemlerinden bahsedelim. Lacey sözlerinde, Şerif Hüseyin akımının, bir Arap ayaklanmasından çok bir İngiliz-Haşimi komplosu olduğunu ve bir milyon Sterline yaklaşan İngiliz altınlarıyla finanse edildiğini belirtir.

Bununla birlikte Arap isyanında başrolü oynayan o meşhur kahraman Lawrence’ın kayıtlarına bakacak olursak ise; . Lawrence Trablus’dan 5 Nisan 1913’de Bayan Reider’a gönderdiği mektupta şöyle diyordu:

”Türkiye’ye gelince, Türkler aşağı! Ama korkarım ki onlarda hayat değil, yapışkanlık var. Onların kayboluşu, bir zamanlar iyi yönetim yetenekleri olan Araplar için bir fırsat oluşturacak“

Lawrance ile Yapılan Görüşmeler

İngiliz arşivlerinde olan bu yazışmalarda, Arap isyanı sonunda istenilen topraklar için yapılan pazarlıklara da örnek verecek olursak; 29 Temmuz 1917’de Kral Hüseyin Teğmen Lawrence’la görüşürken, hudut sorununa da değiniyor ve şöyle diyordu:

“Önerilirse, Türkleri İstanbul ve Erzurum’a dek kovalayacağız; öyleyse ne diye Beyrut, Halep ve Hail’den söz ediyorsunuz?”

Yine Lawrence, İngiliz Kabinesinin bilgisi için hazırladığı 4 Kasını 1918 tarihli gizli bir andında, savaş patlayınca “İslam’ı bölmeye” ivedilikle gereksinildiği görüşünü açıklıyordu. Ona göre, İngilizler, Arapça konuşan halkların kendi dış yöneticilerine karşı olan memnuniyetsizliklerinden yararlanıyor; Mekke Şerifini bu akımın önderi seçiyorlardı, çünkü onun İslam dünyasını böleceğine; coğrafi durumunun, varlığını sürdürmesine yardımcı olacağına ve Araplar arasındaki önderliğinin aile saygınlığına dayandığını biliyorlardı.

Sonuç olarak bu birkaç arşiv kaydı bile, altında büyük idealar görünen savların, tarihi gerçeklik olmadan aslında hiçbir anlam ifade etmediğini gösterir. Ve tarihi doğru okumak aydınlık geleceğe atılacak bir adımdır.

  • Yorumunu ekle